13 Ağustos 2026 tarihinde TCMB tarafından yayınlanan 2026 yılı III. Enflasyon Raporu’nda daha önceki raporlarda yer alan 2026-2028 dönemi enflasyon beklentileri yeniden yukarı yönlü revize edildi. 12 Şubat 2026 tarihli yılın ilk enflasyon raporunda bu yılın sonu itibariyle TÜFE yıllık artış hızının % 16, 2027 yılı sonunda % 9 ve 2028 yılı sonunda ise % 8 olarak gerçekleşmesi öngörülmekteydi. Ancak III. enflasyon raporuna göre 2026 sonu için beklenen TÜFE değeri % 28’e yükselirken, 2027 ve 2028 yılları için de sırasıyla % 15 ve % 9 olarak güncellendi.
Şubat ayındaki öngörü ile Ağustos ayındaki öngörü arasında neden bu kadar büyük bir farklılığın olduğunu açıklayabilmek için enflasyonla mücadelede son üç yıllık döneme bakmakta fayda var. Hatırlayacağımız gibi, 2023 yılındaki genel seçimler sonrasında enflasyonla mücadelede yeni bir süreç başlamıştı. TCMB Başkanlığı görevine getirilen Hafize Gaye ERKAN, 2023 yılı III. Enflasyon Raporu bilgilendirme toplantısında üç yıllık dönemin sonu olan 2025 yılı için tahminin % 15 olduğunu açıklamıştı. Henüz bu tarihte 2026 yılına ilişkin bir öngörü bulunmamaktaydı. 2024 yılının Şubat ayında TCMB Başkanı Hafize Gaye ERKAN koltuğunu yardımcısı Fatih KARAHAN’a devretti. Fatih KARAHAN ayağının tozuyla 8 Şubat 2024 tarihli yılın ilk enflasyon raporu bilgilendirme toplantısında 2025 yılına ilişkin tahminin % 14 olarak revize edildiğini ifade ederken, 2026 yılına ilişkin ilk tahminler de bu raporla birlikte ortaya çıkmaya başladı. Bu rapora göre 2026 yılının sonunda beklenen TÜFE değeri % 9 olarak öngörülmüştü!
Tarihler 7 Şubat 2025’i gösterdiğinde bu kez 2025 yılının I. Enflasyon Raporu’nun yayınlanma zamanı da gelmişti. Bu raporda 2025 yılı sonu için TÜFE değeri % 24 olarak öngörülürken, 2026 yılına ilişkin rakam da % 12 olarak güncellendi. Son üç yıllık dönemde enflasyonla mücadele sürecinde TCMB tarafından 2026 yılına ilişkin 11 farklı raporda beş farklı öngörü açıklanmış oldu ve 2024 yılının başında % 9 olan beklenti bugün % 28 seviyesine kadar yükseldi. Önümüzde Kasım ayında yılın IV. Enflasyon raporu ve 4 Ocak 2027 tarihinde açıklanacak 2026 yıl sonu enflasyon rakamları var. Son üç yıldaki enflasyon raporlarında Türkiye’deki enflasyonun temel sebeplerine yönelik olarak pek çok unsur üzerinde duruldu. Bunlar arasında ülkemizde tüketim eğiliminin yüksek seyretmesi, ithalat talebinin canlı olması, artan döviz kurları, ücret artışlarının firma maliyetlerini etkilemesi, bireysel kredilerde hızlı büyüme, kamu açıkları vb. pek çok faktörü dikkate alabiliriz.
Bununla ilgili olarak gerek faiz artışı, gerek kur korumalı mevduat uygulaması, gerek bireysel kredilerin kısıtlanması ve kamuda tasarruf tedbirleri gibi önemli ve değerli sayılabilecek önlemler alındı. Günümüzde halen enflasyonla mücadele kapsamında para politikasında sıkı duruş devam ediyor. Bununla birlikte enflasyondaki gerileme de hız kesmeye başladı. 2024 yılında öngörülen, hatta 2026 başında öngörülen hedeflerin oldukça uzağında kalmaya başladık.
Enflasyonla mücadelede kısa vadede toplam talep seviyesini azaltıcı yönde uygulanan politikalarla birlikte enflasyonda bir düşüş yaşanmakla birlikte, bu mücadelenin uzun vadeye yayılabilmesi için beklenti ve arz tarafını da yönetmek oldukça önemli. Beklenti tarafına bakıldığında TCMB tarafından yayınlanan Sektörel Enflasyon Beklentileri raporuna göre 12 ay sonrası için enflasyon beklentisi reel sektör için % 32,50 iken, hanehalkı için % 44,94 gibi yüksek seyretmeye devam ediyor. Bu durum enflasyonda beklentinin henüz kırılamadığını da gösteriyor. Diğer taraftan enflasyonla mücadelede arz tarafı da oldukça önemli. Kur artışı, petrol ve emtia fiyatlarındaki artış günümüzde politik gelişmelere oldukça bağlı olmakta ve doğrudan TCMB tarafından belirlenememektedir. Fakat bunların dışında özel kesimin fiyatlama davranışı da enflasyon üzerinde oldukça belirleyici. Piyasalarda firmalar tekelci güç elde ettikçe fiyat belirleme güçleri de bir o kadar yüksek oluyor. Her sektör için rekabeti arttırıcı önlemler mutlaka alınmalı ve tekelciliğe geçit vermeyecek düzenlemeler yapılmalıdır. Benzer şekilde sınai verimlilik ve kapasite artışı da oldukça önemli. Kapasiteler küçük kaldıkça ve teknolojik dönüşüm gerçekleşmeyince elbette maliyetlerde yükselme eğiliminde oluyor. Bu durumda enflasyonla mücadelenin çok da bir anlamı kalmıyor. Tüm bunlar gösteriyor ki enflasyonla mücadele, talep yönetimine ek olarak beklenti ve arz tarafını da ihmal etmemeli.