2008 Küresel Finans Krizinin kâhini, Nobel ödüllü iktisatçı Paul Krugman’ın “Bunalım Ekonomisinin Geri Dönüşü ve Küresel Kriz isimli çok satan kitabının yayımlanmasının üzerinden neredeyse 20 yıla yakın bir süre geçmiş olsa da, küresel ekonomi üzerindeki kara bulutlar dağılmak bir yana yeni alanlara yayılmaya devam ediyor. Küresel Finansal Kriz, Avrupa Borç Krizi, ABD’nin önlenemez kamu borç stoku artışı, Pandemi, Rusya-Ukrayna Krizi, Ticaret Savaşlarıderken gündem bu kez İran ile bir kez daha meşgul durumda. Yıllarca ABD ve İran arasındaki restleşme artık İsrail’in de baskılarıyla sıcak çatışmaya evrildi. Fakat, her ne kadar İran gündemde ve savaşın odak noktasında olsa da bu savaşla mesaj iletilmek istenenler aslında Avrasya’nın iki ucundaki ekonomik güçler. Daha önce 1973 yılındaki birinci petrol kriziyle birlikte Avrasya’nın batı yakasında bulunan Avrupaülkeleri ile doğu yakasında bulunan Japonya krizin olumsuz etkilerini önemli ölçüde yaşadılar. Ekonomik duraklama ve işsizlik artışına fiyat artışları da eşlik edince dünyada o döneme kadar tecrübe edilmemiş olan Stagflasyon krizi baş gösterdi. O dönemde de net petrol ithalatçısı olan Türkiye isedış borçlanmaya dayalı kaynakların 1979 yılında kesilmesine kadar bu krizi görece daha hafif atlatmaktaydı. Ancak 1979 yılıyla birlikte Türkiye de derin bir ekonomik krize girdi.

Bugün ise İran saldırılarının başlamasının ardından küresel petrol fiyatlarının hızlı yükselişi ve dalgalı bir seyir izlemesi nedeniyle de benzer Stagflasyon tahminleri ardı ardına geliyor. Dünya bu tür bir kriz için artık daha tecrübeli ve pek çok ülkenin merkez bankası daha şimdiden olası senaryolara göre parasal adımları atmaya başladı. Petrol krizi gibi maliyet kaynaklı bir kriz her ne kadar parasal ve mali önlemlerle çözülemeyecek olsa da atılan adımların enflasyon bekleyişlerini kırma anlamında önemli olduğu belirtilmeli. Gelişmiş ekonomiler büyük üretim kapasitelerine sahip olmalarından dolayı Pandemi sonrasında olduğu gibi olası enflasyon sorununu daha hızlı atlatma potansiyeline sahipler. Burada önemli olan Türkiye gibi yükselen ve gelişmekte olan ülkeler arasında yer alan ekonomilerin ne yapacakları. Mevcut krizin potansiyel olarak çok yönlü etkileri olacaktır. İlk olarak dünya petrol sevkiyatı için önemli bir kavşak olan Hürmüz Boğazı’ndaki belirsizlik petrol fiyatları için istikrarsız ve dalgalı bir seyre işaret ediyor. Petrol fiyatlarındaki yükseliş petrol ithal eden başta Avrupa ülkeleri olmak üzere Avrasya’nın doğu yakasının büyük gücü Çin’i de olumsuzetkileyecek. Buradaki en önemli mesaj ise Çin-Avrupa eksenli yeni dünya ekonomik düzenine. Pekin’den Londra’ya uzanan 21. Yüzyılın yeni ipek yolu projesi ABD’nin enerji piyasaları üzerinde hakim güç benim mesajıyla ciddi bir darbe alıyor. Ukrayna-Rusya krizinden bu yana enerji alternatifleri üretemeyen Avrupa için Orta Doğu kapısı da kapanıyor. Çin’in yükselişi de hem gümrük vergileri hem de enerji üzerinden sınırlandırılmaya çalışılıyor.

İkinci olarak altın fiyatlarında çok önemli gelişmeler yaşanıyor. Ocak ayının sonunda tarihi seviye olan ons başına 5400 $ seviyesinin üzerine çıksa da Şubat başındaki tarihi çöküş sonrası 4661 $ seviyesine geriledi. İran harekatı ile birlikte artması beklense de 4400 $ seviyelerine kadar çekildi. Burada son yıllarda uluslararası rezervlerinde dolar yerine altına daha fazla ağırlık veren ülkelerin dikkate alması gereken önemli mesajlar var. Bu konuda da Çin, Kasım 2024 sonrasında aralıksız olarak 16 ay boyunca altın rezervlerini arttırmasıyla dikkat çekiyor. Altın fiyatlarının gerilemesi bu ülkelerin rezervlerini de olumsuz etkiliyor. Mevcut krizin Türkiye’ye de birkaç etkisi var. Bunların en başında petrol fiyatlarındaki artışın enflasyonla mücadele sürecine vuracağı darbe geliyor. İkinci olarak Türkiye’nin önemli ticaret ortakları arasında yer alan Avrupa, İran veÇin’in bu süreçte yaşayacağı ekonomik durgunluk dolaylı da olsa Türkiye’nin ihracatını olumsuz etkileyecektir. Cari açık ve yüksek enflasyon beklentisi Merkez Bankasını daha fazla sıkılaşma ve faiz artışı konusunda zorlayacak iki kalem. Bu durum Merkez Bankasının 2026 yılı için koymuş olduğu enflasyon hedeflerinin yeniden gözden geçirilmesine neden olabilir. Son olarak enflasyon beklentilerinin yukarı yönlü revize edilmesiyle memur ve emekli maaşları ile diğer transfer harcamaları için daha fazla kamu kaynağına ihtiyaç duyulacak ve bu durum bütçe disiplini üzerinde de olumsuz etkiler meydana getirecektir.