Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından 1990 yılından günümüze kadar düzenli olarak yayınlanan İnsani Gelişme Raporları ile birlikte iktisadi kalkınmanın insani boyutlarına dikkat çeken “İnsani Gelişme Endeksi (Human Development Index-HDI)” de yayınlanmaya başlamıştır. İnsani Gelişme Endeksi kalkınmayı sadece kişi başına düşen gelir düzeyi gibi tek boyutlu bir kavram çerçevesinde açıklamak yerine, eğitim ve sağlık göstergelerini de içine alarak kalkınmayı daha “insani” bir boyutta açıklamayı hedeflemektedir. Ülkeler gelir, eğitim ve sağlık kriterleri çerçevesinde aldıkları puanlara göre de çok yüksek insani gelişme, yüksek insani gelişme, orta insani gelişme ve düşük insani gelişme kategorilerinde kendilerine yer bulmaktadır.
İnsani gelişme raporları ve bu kapsamda açıklanan HDI her zaman tartışma konusu olmuştur. Yapılan eleştirilerle birlikte zaman içerisinde HDI’nin farklı boyutlarına da dikkat çekilmeye başlanmıştır. Zaman içerisinde UNDP, HDI’nin yanında Eşitsizliğe Uyarlanmış HDI (Inequality-adjusted HDI), Cinsiyet Gelişme Endeksi (Gender Development Index), Cinsiyet Eşitsizlik Endeksi (Gender Inequality Index) ve Çok Boyutlu Yoksulluk Endeksi (Multidimensional Poverty Index)’ne de Raporlarında yer vermeye başlamıştır. Yeni endekslerin her biri farklı eşitsizlikleri dikkate alarak insani kalkınmayı veya insani yoksulluğu daha farklı ve daha açıklayıcı boyutlarda ele alarak kalkınmanın daha doğru bir biçimde açıklanmasına çaba sarf etmişlerdir.
Bununla birlikte son yıllarda küresel ısınma, iklim değişikliği ve çevresel bozulma gibi konular iktisadi kalkınma problemlerinin içerisinde kendisine daha fazla yer bulmaya başladı. Gelişmiş ülkelerin ekonomik zenginliğinin arkasındaki hususlar daha fazla sorgulanmaya başladı ve UNDP’ye de insani gelişmenin farklı bir boyutunun ele alınması için bir motivasyon sağladı. UNDP, 2020 yılından itibaren “Antroposen çağı”ndaki gezegensel baskıları dikkate alan yeni bir endeks tasarladı ve bu endeksi Gezegensel Baskılara Uyarlanmış HDI (Planetary pressures–adjusted human development index-PHDI) olarak tanıttı. Bu endeks ülkelerin HDI puanlarının yanında her bir ülke için kişi başına düşen üretim bazı CO2 emisyonları ile birlikte kişi başına materyal ayak izi göstergesini de ele alıyor. Özellikle materyal ayak izi göstergesinin dikkate alınması oldukça önemli. Çünkü materyal ayak izi tüketim temelli bir gösterge olarak ülkelerin çevresel etkilerinin göz ardı edilen boyutuna da dikkat çekiyor. Genellikle gelişmiş ülkeler çevre standartları gereği ağır sanayilerini gelişmekte olan ülkelere kaydırırken üretim bazı göstergeler açısından olumsuz çevresel etkileri en aza indirme potansiyele sahipler. Fakat tüketim temelli toplumlar, çevresel etkileri tüketim bazlı olarak ölçen materyal ayak izinden kaçamıyorlar. Bu da ülkelerin insani gelişmişliklerinin arkasındaki çevresel maliyetleri ortaya koyarak ülkelerin insani gelişme endeksi notlarının kırılmasına yol açıyor. Çevresel olumsuz etkisi az olan ülkelerin HDI puanları daha az kırılırken, diğer ülkelerinki ise daha fazla kırılıyor.
2025 yılında UNDP tarafından yayınlanan İnsani Gelişme Raporu’nda da ülkelerin hem HDI hem de PHDI puanlarına yer verildi. Burada HDI puanı bakımından ilk sırada yer alan İzlanda’nın PHDI puanı oldukça dikkat çekici. 2025 yılı raporunda İzlanda’nın HDI puanı 0,972 olmasına rağmen PHDI puanı % 24 azalarak 0,735’e düşüyor. HDI puanında bu düzeyde azalmanın temel nedeni ise İzlanda’da kişi başına materyal ayak izi düzeyinin kişi başına 32,2 ton gibi yüksek bir düzeyde olması. Norveç, İsviçre, Belçika, Hollanda, Singapur gibi yüksek gelirli ve yüksek HDI’ye sahip pek çok ülke de PHDI sıralamalarında alt sıralara düşüyor. Türkiye incelendiğinde ise HDI puanının 0,853 olduğu görülmektedir. Aynı yıl içerisinde kişi başında düşen CO2 emisyonlarının 5 ton, kişi başına düşen materyal ayak izinin de 20,4 ton gibi nispeten düşük düzeylerde kalması Türkiye’nin PHDI açısından sıralamasını da bir sıra yükseltiyor. UNDP tarafından geliştirilen PHDI endeksinin gelişmiş ülkelerin yol açtığı çevresel maliyetleri yine bu ülkelere yüklemesi önemli bir gelişme. Bu durum gelişmiş ülkelerin de iklim değişikliği ve çevresel bozulma gibi konularda ellerini taşına altına daha fazla koymaları gerektiğini ortaya koyuyor.