Temmuz ayının ilk haftası Türkiye için oldukça hareketli günlere sahne oldu. 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da düzenlenen 36. Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü (NATO) Zirvesi 2004 yılından sonra NATO’nun Türkiye’deki ikinci zirvesi olarak tarihe geçti. Toplantıda 32 üye ülkenin tamamının yanında davetli liderler de yer aldı.

1949 yılında “Sovyet Tehdidi” karşısında Batı Avrupa ülkelerinin savunma ihtiyaçları paralelinde ABD önderliğinde 12 üye ile kurulan Örgüt, ilk genişleme sürecinde Türkiye ve Yunanistan’ı üye olarak kabul etti. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından çok sayıda Doğu Avrupa ülkesi de NATO’ya üye oldu. Rusya’nın baskıları sebebiyle 2023 yılında Finlandiya ve 2024 yılında İsveç’in de NATO’ya katılmasıyla Örgütün üye sayısı 32’ye yükseldi.       

Her ne kadar üye ülkeler başlarda bir savunma anlaşması çerçevesinde bir araya gelseler de, NATO günümüzde artık önemli bir ekonomik güç olarak da karşımıza çıkıyor. Soğuk Savaş döneminde tehditler yoğun olarak Sovyetler Birliği kaynaklı iken, Soğuk Savaş dönemi sonrasında NATO sınırlarını dikkat çekici biçimde daha da genişletti. Günümüzde iktisadi olarak Ortadoğu’daki enerji kaynak ve yollarına daha yakın olan, bu duruma ilave olarak küresel boyutta Çin’in ticari faaliyetlerine karşı temkinli olan bir NATO var. 32 üyenin tamamı 2025 yılında dünya gayrisafi yurtiçi hasılasının neredeyse % 50’sini üretti. Bu nedenle NATO’nun küresel ekonomide de söz sahibi bir oluşum olduğunu kabul etmek gerekiyor.

NATO ülkeleri arasındaki işbirliklerini daha çok savunma sanayii alanında görüyoruz. ABD Başkanı Donald Trump’ın NATO’yu en çok eleştirdiği noktalardan birisi halihazırda ABD dışındaki üyelerin elini taşın altına çok fazla koymamasıydı. Zirvenin sonuç bildirisinde, üye ülkelerin NATO'nun kolektif savunma maddesi olan 5. maddeye ve transatlantik bağa yönelik "sarsılmaz bağlılıklarını" teyit etmek üzere Ankara'da bir araya geldiğine dikkati çekilerek 50 milyar $’lık yeni bir tedarik anlaşması da duyurulmuş oldu. Bu çerçevede savunma sanayii ürünleri için üye ülkeler arasındaki ticari engellerin kaldırılması başta olmak üzere yeni işbirliklerine de önemli bir vurgu var. Yeni işbirliği alanları derinlikte hassas vuruş, entegre hava ve füze savunması, insansız sistemler ile istihbarat kabiliyetleri olarak ön plan çıkıyor. Bu sistemler için güçlü yapay zekâ modelleri de destekleniyor.

Özellikle müttefikler arasındaki ticari engelleme ve sınırlamaların kalkması Türkiye’nin de savunma sanayi ürünleri için önemli ihracat potansiyelini gündeme getiriyor. 2024 ve 2025 yıllarının ilk altı aylık döneminde Türkiye’nin savunma ve havacılık sektörü ihracatı sırasıyla 2.7 milyar $ ve 3.6 milyar $’dı. Bu yılın Ocak-Haziran döneminde ise bu rakam 4.6 milyar $ olarak gerçekleşti. NATO zirvesinden çıkan transatlantik bağa yönelik sarsılmaz bağlılık vurgusu ile birlikte bu rakamların da artması beklenebilir. Savunma sanayiinde güçlü alt yapısı ile Türkiye NATO üyesi ülkeler arasında ön plana çıkıyor.

Diğer taraftan Ukrayna'ya askeri teçhizat, yardım ve eğitim desteği kapsamında 2026 yılı için 70 milyar Euro taahhüdünde de bulunuldu. Bu desteğin 2027 yılında da en az bu seviyede olması yönündeki taahhütler de teyit edilmiş oldu. Bu taahhütler Avrupalı müttefikler ile Kanada’ya daha fazla ekonomik yük bindirme potansiyeli taşıyor. ABD ile birlikte İran’a yönelik harekata dahil olmayan NATO ortakları için Ukrayna’ya destek adı altında bir nevi ekonomik yaptırım uygulanıyor.  

Son olarak Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü Türkiye’de düzenlenen 36. NATO Zirvesi adına 5 TL değerinde bir madeni para da bastı. İlk etapta 100 bin adet basılan bu paralar hatıra parası olarak saklanabileceği gibi veya günlük işlemlerde de kullanılabilecek.