Tüketici ve üretici boyutuyla birlikte değerlendirildiğinde “nüfus” her toplum için önemli iktisadi değişkenler arasında yer alıyor. 19. Yüzyılın başlarında Malthusçu perspektif nüfus artışının uzun dönemde kıtlığa yol açacağını ifade etse de, özellikle 19. ve 20. Yüzyılda yaşanan teknolojik gelişmeler buna izin vermedi. Hatta nüfus artışı ve özellikle genç nüfus talebi sınai kalkınmanın öznesi konumuna yükseldi. Dünyada yıllık ortalama nüfus artışı 1960’lı yılların başında rekor bir düzeye yükselerek binde 24 seviyelerine kadar ulaştı. Fakat bu tarihten sonra dünyada nüfus artış hızı 1990’lı yılların başına kadar daha sınırlı, ancak bu tarihten günümüze kadar göreceli olarak daha hızlı bir biçimde azalarak günümüzde binde 10 seviyesinin altına geriledi. Dünyada nüfus artışı devam etse de azalan nüfus artış hızı gelişmiş ekonomileri tehdit etmeye başladı.
Nüfus artış hızındaki azalma Türkiye’yi de tehdit ediyor.
Türkiye için de benzer bir senaryo geçerli. 1960 yılında binde 28,5 gibi çok yüksek düzeyde seyreden nüfus artış hızı 1980 yılında binde 20’ye, 2008 yılında binde 13’e ve Cumhuriyetin 100. Yılı olan 2023 yılında ise binde 1’e kadar geriledi. Geçen yıl ise ancak binde 5 olarak gerçekleşti. Bu veriler Türkiye’nin ciddi bir demografik dönüşüm sürecinde olduğuna işaret ediyor. Warren Thompson tarafından temelleri atılan Demografik Geçiş Teorisi çerçevesinde 1950-1960 döneminde ölüm oranlarındaki hızlı düşüş ve doğum oranlarındaki yükselme Türkiye’de nüfus artış hızını yükseltti. 2000’li yıllara kadar Demografik Geçiş Sürecinde ikinci aşamada olan Türkiye, 2000’li yıllarla birlikte nüfus artış hızının düşmeye başladığı üçüncü aşamaya geçti. Son yıllarda ise doğum ve ölüm sayısının birbirine oldukça yakın olduğu dördüncü aşamada. Bu durum nüfus artış hızını da oldukça sınırlıyor.
Nüfus artış hızının azalması genç nüfus miktarını sınırlıyor.
Nüfus artışı bir ülkenin aynı zamanda dinamik, öğrenmeye açık, teknolojik dönüşüme çabuk adapte olabilen verimli genç nüfus potansiyeli için de oldukça önemli. Yıllarca dünyanın sanayi devi ülkeleri gelişmekte olan ülkelerden yoğun emek talebinde bulundular. Halen bu talep devam ediyor. Yıllarca bu talebe cevap veren Türkiye’de de artık oldukça azalan doğum oranları genç nüfus potansiyelini sınırlıyor. Genç nüfusun azalması ve görece yaşlı nüfusun payının artması ekonomik büyüme ve verimlilik artışını da olumsuz etkiliyor. F. Daniele, T. Honiden ve A. C. Lembcke tarafından 19 OECD ülkesi temelinde yapılan bilimsel çalışmada da yaşlı nüfusun toplam istihdamdaki payının artmasının ülkelerin büyük bir bölümünde GSYH artışı üzerinde olumsuz etkiler doğurduğunu doğruluyor.
Aile On Yılı Genelgesi ve alınan önlemler.
Türkiye gelecek dönemde sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan geri dönülemez problemler yaşamamak adına aile ve nüfus ile ilgili önlemleri hızlıca almaya başladı. 2025 yılının “Aile Yılı” ilan edilmesinin ardından, 2 Mayıs 2026 tarihli Resmi Gazete’de 2026/4 sayılı “Aile ve Nüfus On Yılı (2026-2035)” Genelgesi yayınlandı. Bu genelgede dünyada uzun yıllar boyunca nüfus artışının kalkınmanın önünde bir engel olduğu fikrine de atıf yapılmış, ancak gelinen noktada nüfus artış hızındaki azalmanın olumsuz etkileri vurgulanmıştır. Bu genelgeyle birlikte aile ve nüfus artışı meselesi tüm kamu kurum ve kuruluşlarının görev alanına girmiş durumda. Bununla birlikte gençlerin donanımlı bir biçimde yetiştirilmesi ve yaşlı nüfus için sürdürülebilir sağlık ve sosyal güvenlik sistemi de Aile ve Nüfus On Yılı hedefleri arasında yer alıyor. Türkiye bu süreçle birlikte genç nüfusuna yeni beceriler kazandırırken, ortalama yaşam beklentisinin uzaması nedeniyle yaşlı nüfusun ekonomiye faydalı olacağı Gümüş Ekonomi politikalarını da koordineli biçimde yürütmeli. Türkiye’nin aile ve nüfus artışı konuları çerçevesinde alacağı önlemler ve izleyeceği politikalar, Türkiye’nin gelecek on yıllarda ekonomik kazanımlarının daha da artmasını sağlayacaktır.