Sabah kalkar kalmaz pencereye koştunuz. Temiz havayı çektiniz içinize. Kuş seslerini duydunuz. Rachel Carson’un kitabındaki gibi artık baharlar sessiz geçmeyecekti. Gökyüzü ne kadar da parlak görünüyordu! Güne doğanın tadına vararak başlamak içinize hep bir huzur verirdi.

Bir bardak su içmek istediniz. Musluktan akan suyla bardağınızı doldururken, suyun kentin sırtını yasladığı dağdan nasıl da süzüle süzüle gelip evinize girmiş olduğunu düşündünüz. Güven duydunuz suyu koruyan kurumlara. Onların suya ne kadar değer verdiğini bilirdiniz çünkü. Tüm kentin kırmızı çizgisiydi suyu korumak.

Siz de çok değer verirdiniz suya. Her ay su tüketim miktarınız yavaş da olsa azalıyordu. Gri su sistemini döşetmeniz gerçekten iyi olmuştu. İçme suyunun gereksiz yere harcanması içinizi acıtıyordu ne zamandır.

Dün gece biraz yağmur yağmıştı galiba. Bahçenin köşesindeki depo dolmaya yakındı. Komşularınız da yağmur suyu hasadı yapıyordu. Hele bir yapmaya görsünler, ilk tepki çocuklarından geliyordu zaten.

İşe bisikletinizle gitmeyi severdiniz. Yollar bisikletliler için özel olarak yapılmıştı. Bisikletle gidebilecekken başka bir araca ne gerek vardı. Ağaçların kokusunu nasıl alacaktınız öbür türlü. Uzak yollar için elektrikli tren seferlerinin bu kadar yaygınlaşmış olması da elbette rahatlatıyordu içinizi.

Yaşadığınız kentte eskisi kadar beton görmüyordunuz sanki. Toprağın betonla kapatılmasına öyle kolay kolay izin verilmiyordu artık. Kurumlar toprağı da koruyorlardı. Toprağın önemini anlatıyorlardı da. Tüm okullarda her gün ez az 2 saatlik bir doğa dersi veriliyordu. Bu dersin doğanın içinde geçirilmesi zorunluydu.

Sanki insanların ruh hali de değişmişti. Daha sakin, daha nazik, daha huzurluydu sanki toplum. Haberlerin tonu bile değişmişti. Son on yıl içinde olmuştu bu dönüşüm. Neredeyse dönülmez noktaya girerken birden direksiyonun yönü değişmişti.

Tüm alanlarda dönüşüm peş peşe gelmişti. Sanayici ihtiyaç kadar üretiyordu artık. Gerekmiyorsa üretmiyordu. İhtiyacın ne olduğu iyi tanımlanmıştı bu sefer. En temiz üretim teknikleri kullanılıyordu.

Çöp kutuları kolay kolay dolmuyordu. Ürünler çöpe dönüşmeyecek şekilde tasarlanıyordu artık. Dayanıklı ürünler tekrar tekrar kullanılıyordu.

Tamir atölyeleri artmıştı. İnsanlar yeni bir eşya almaktan utanır hale gelmişti.

İnsanlık dönüşümü gerçekleştirmişti. 

*

“Çevre dostu bir ülkede yaşamak nasıl bir şey olurdu?” diye düşündüm.

Aklıma bunlar geldi.

Çok mu zordur bu dönüşüm?

Zordur ama imkânsız değildir.

İnsanlık bugünlere gelirken güzel dönüşümler de gerçekleştirebilmiştir. Örneğin Cornwall’daki eski maden sahaları görenleri hayran bırakacak botanik bahçelerine dönüştürülebilmiştir mesela. 

Bir ülkenin “çevre dostu” olup olmadığına nasıl karar verebiliriz, diye düşündüm.

Yale ve Columbia üniversiteleri “Çevresel Performans Endeksi” adını verdikleri bir araç geliştirmişler. Ülkelere üç temel politika hedefi altında 50’nin üstünde göstergeye göre puan vermişler. Bu üç politika alanını şöyle belirlemişler:

  1. İklim Değişikliği: Sera gazı emisyonlarının azaltılması ve hafifletme çabaları.
  1. Ekosistem Canlılığı: Biyoçeşitlilik, ormanların korunması, balıkçılık ve tarım uygulamaları.
  2. Çevre Sağlığı: Hava kalitesi, temiz su, sanitasyon ve atık yönetimi.

Haliyle merak ettim: Hangi ülkeler yüksek puan almış?

2024 yılı verilerine göre çevresel performans endeksinde en yüksek puanı alan ülke Estonya seçilmiş. Estonya’yı sırasıyla Lüksemburg, Almanya, Finlandiya ve Birleşik Krallık izliyor.

Özellikle Estonya neler yapmış diye bakmak istedim. Son on yılda sera gazlarını %40 oranında azaltmış mesela. 2050 yılına kadar net sıfır hedefini tutturacak gibi görünüyor. Ülkenin en büyük yerel enerji kaynağı olan kaya petrolünden hızla vazgeçmiş Estonya. 2019 yılında büyük kaya petrolü santrallerini devre dışı bırakmış. Bunun yerine rüzgâr, güneş ve biyokütle enerjisini hızla yaygınlaştırmış. Yenilenebilir enerjinin payı 2006’da %16,1 iken 2020’de %30,2’ye yükseltmiş. 2030’da ise elektriğin tamamını yenilenebilir enerjiden sağlamayı hedefliyor.

Estonya, dijitalleşmeyi ihmal etmemiş. Ülke genelinde tüm elektrik sayaçlarını akıllı hale getirebilmiş. Bu sayede binaların enerji performansına ait verilere kolayca ulaşarak enerji dönüşümünü hızlandırmış.

Estonya’da ülke topraklarının ve denizlerinin yaklaşık beşte biri koruma altında.

Karnesinde hiç zayıf yok mu Estonya’nın? Elbette var.

Kaya petrolünden vazgeçerken enerji kaynağı olarak orman biyokütlesine (odun peletleri, yakacak odun vb.) aşırı güvenmek onun çevreyle olan dostluğunu biraz zedeliyor doğrusu.

Ama yine de nüfusu açısından bu küçük ülkenin dünyaya söyleyecek çok sözü var.

Çevresel performans endeksi çalışması bize bir şey daha gösteriyor. Ülkelerin zenginliği ile çevresel performansları arasında doğrudan ve pozitif bir orantı bulunuyor.

Zenginlik, ülkelerin temiz içme suyu sağlamak, atıkları güvenli bir şekilde yönetmek ve yenilenebilir enerjiyi hızla yaygınlaştırmak için gereken maliyetli altyapı yatırımlarını yapmalarına olanak tanıyor. Ekonomik refah ile en güçlü korelasyon Çevre Sağlığı (sanitasyon, hava kalitesi vb.) alanında görülüyor. Düşük gelirli ülkeler, bu temel hizmetler için gereken kaynaklara sahip olmadıkları için genellikle bu kategoride en düşük puanları alıyorlar.

Ancak zenginlik ile “Ekosistem Canlılığı” ve “İklim Değişikliğiyle Mücadele” arasındaki pozitif ilişkinin Çevre Sağlığına kıyasla çok daha zayıf olduğu görülüyor. Bunun nedeni, sanayileşmiş zengin ülkelerin daha yüksek malzeme tüketimine, dolayısıyla daha fazla atık üretimine ve sera gazı emisyonuna neden olması olarak görülüyor.

Ancak, Çevresel Kuznets Eğrisi literatüründen de biliyoruz ki, belirli bir zenginlik seviyesinden sonra, artan gelirin çevresel performansa sağladığı katkı azalmaya başlıyor. İnsani gelişme yatırımları, iyi yönetişim ve hukukun üstünlüğü gibi faktörler, çevresel performansı belirlerken sadece paradan (GSYİH) daha güçlü etkenler haline gelebiliyor.

Sonuç olarak, zenginlik çevre koruma için bir avantaj sağlıyor. Ancak tek başına yeterli değil. Bugün bazı yoksul ülkeler zengin akranlarından daha iyi performans gösterebiliyor. Bazı çok zengin ülkeler (örneğin Bahreyn veya Katar gibi) ise kendi gelir seviyelerine göre çevresel açıdan ciddi bir başarısızlık sergileyebiliyor.

 

Kaynak:

Block, S., Emerson, J. W., Esty, D. C., de Sherbinin, A., Wendling, Z. A., et al. (2024). 2024 Environmental Performance Index. New Haven, CT: Yale Center for Environmental Law & Policy. epi.yale.edu