“Daima İyi Asansör” mottosuyla hareket eden Diasansör’ün Yönetim Kurulu Başkanı Osman Arslan; markanın kuruluş yolculuğunu, yapay zekâ odaklı üretim ve Ar-Ge stratejilerini, KOBİ’lerin sektördeki ortak güç birliğini, BTSO öncülüğünde yürütülen UR-GE Projesi’nin kazanımlarını ve BTSO çatısı altında hayata geçen Türkiye’nin ilk ve tek ‘Asansör Güvenlik Ekipmanları Test ve Geliştirme Merkezi’nin sektöre sunduğu rekabet avantajlarını BTSO Ekonomi için değerlendirdi.

Kısaca sizi tanıyabilir miyiz? Eğitim hayatınızdan ve kariyer yolculuğunuzun nasıl başladığından bahseder misiniz?
İsmim Osman Arslan. 1971 Tokat doğumluyum. Evliyim ve üç çocuğum var. 1988 yılında ailemle birlikte Tokat’tan Bursa’ya taşındım. O dönemde sanat okulu mezunuydum ve asansör sektöründe işe girdim.
Henüz 19 yaşındaydım. Asansör sektöründe çırak olarak işe başladım. Çalıştığım firmada bir buçuk yıl sonra ustalık unvanı aldım ve kendi başıma iş yapabilme yetkinliğine kavuştum. 1994 yılında kardeşlerimle birlikte Diasansör’ü kurduk. Diasansör, 32 yıldır faaliyet gösteren bir firmadır.
Mottomuz “Daima iyi asansör.” Yola çıkışımız da bu anlayışla oldu. İşimizi, şartlar ne olursa olsun her zaman en iyi şekilde icra edeceğiz mottosuyla hareket ettik. Ayakta kalmak zor bir kulvar; bu kulvarda varlığını sürdürmek gerçekten kolay değil. Biz daima iyi asansör ürettik, üretmeye de devam edeceğiz inşallah.
Asansör sektörünün geleceğini nasıl görüyorsunuz ve bu geleceğe hazırlanmak için ne tür adımlar atıyorsunuz?
Asansör denildiğinde sıradan bir makine gibi algılanıyor. Oysa durum böyle değil; asansör çok önemli bir makinedir. Dünyada en fazla insan taşıyan makine asansördür. Bu alanda yaşanan olumsuzlukların mümkün olduğunca hiç yaşanmamasını arzu ediyoruz.
Bir diğer hedefimiz ise mesleki olarak asansör kumanda tekniği üzerine yapay zekâyı kullanarak yeni sistemler geliştirmektir. Bu konuyla ilgili çalışmalarımız başladı. Yaklaşık bir buçuk yıldır bu alanda çalışmalar yürütüyoruz. Verileri analiz ederek hızlı ve doğru çözümler sunmayı, elde ettiğimiz verilerle sistemleri geliştirmeyi hedefliyoruz.
Bu bilgileri kullanarak üreticilere, imkân bulmamız hâlinde kendi üretimlerimizle ya da danışmanlık hizmetleri aracılığıyla çözümler sunmayı ve bu çalışmaları ticarileştirerek gelir elde etmeyi planlıyoruz.
Uluslararası pazarda ne tür çalışmalar yürütüyorsunuz?
Yurt dışında çeşitli projelere imza attık. Almanya’da işler gerçekleştirdik; Nijerya, Gine, Mısır, Cezayir ve Kosova’ya doğrudan satışlarımız oldu.
Aynı zamanda belirli üreticilere danışmanlık hizmeti veriyoruz. Danışmanlık sunduğumuz üreticilerin Avrupa’ya ciddi satış hacimleri bulunmaktadır.
Hangi alana bakarsanız bakın; gerek günlük yaşamda, gerek üretimde, gerekse diğer alanlarda asansör hayatımızın vazgeçilmez bir parçasıdır. Bu mesleği doğru şekilde kavramaz ve gereken değeri vermezsek, zaman zaman istemediğimiz sonuçlar ortaya çıkabilir ve hepimiz bundan olumsuz etkileniriz.

Şirketinizin genel ürün ve iş geliştirme yaklaşımını nasıl tanımlarsınız?
Dialift’in herhangi bir üretim tezgâhı ya da makine parkuru bulunmuyor. Bunun yerine kolektif bir modelle hareket etmeyi tercih ettim. Ben kazanırken paydaşlarımın da kazanması gerektiği anlayışıyla yola çıktım. Bu yaklaşımımı başlangıçta duyan ve bana sorular yönelten bazı arkadaşlarım, bunun tutmayacağını, başarılı olamayacağını ve bir hayal olduğunu söylediler.
Ancak sektörümüzde ürünler tasarlayarak şu anda aktif şekilde satış yapmaktayım. Allah’a şükür, bugün itibarıyla makul seviyede satış rakamlarına ulaştık.
Dolayısıyla kolektif çalışma ve bu kültürü oluşturmak son derece önemlidir. Avrupa’da dünyaya açılmış küçük ve orta ölçekli firmaların başarı hikâyelerinin temelinde de bu anlayış yatmaktadır: Beraber kazanmak ve beraber büyümek.
Ne yazık ki geçmişte kültürümüzde aileler çocuklarına “Küçük olsun, senin olsun.” anlayışıyla bir vizyon veriyordu. “Başın ağrımasın, ortaklık yapma.” düşüncesi hâkimdi. Küçük olsun denildikçe küçüldük; küçüldükçe de daha da daraldık zaten.
BTSO’da meclis üyesi olarak görev alıyorsunuz ve aynı zamanda UR-GE projelerinde de yer alıyorsunuz. Bu kapsamda, BTSO’nun çalışmalarını ve özellikle UR-GE projelerinin firmalara sağladığı katkıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nda meclis üyesi olduktan sonra çalışmaları yakından takip etme, görme ve daha iyi anlama fırsatı buldum. İbrahim Burkay başkanımızın vizyonunun ne anlama geldiğini, sürecin içine girdikçe daha net görme imkânım oldu.
İşin içinde yer aldığınızda ve süreci bizzat deneyimlediğinizde, yapılmak istenenin ne olduğunu çok daha iyi anlıyorsunuz. Bu kapsamda iki ayrı UR-GE projesinde yer aldık. Bunlardan biri sektörümüzle doğrudan ilgili olan asansör UR-GE projesiydi. Hâlihazırda devam eden inşaat UR-GE projesinde de yer almaktayız. UR-GE çalışmaları, BTSO’nun övünebileceği konulardan biridir.
Bu projelerin son derece doğru ve verimli olduğunu düşünüyorum. UR-GE kapsamında yurt dışı pazar tespitleri, teknik incelemeler ve iş gezileri gibi çeşitli çalışmalar yürütülüyor. Bu faaliyetlerin özellikle sanayicilerimize, KOBİ’lerimize ve bizim gibi gelişme isteği olan firmalara büyük katkı sağladığını görüyorum. Çünkü yeni fikirler ve farklı bakış açıları kazandırıyor.
BTSO’nun geçmişten bugüne ortaya koyduğu çalışmalar da bu başarıyı zaten göstermektedir. Bu nedenle hem meclis üyesi olarak görev yapmaktan hem de bu yapının bir paydaşı olmaktan son derece mutluyum.
BTSO MESYEB bünyesinde kurulan Türkiye’nin ilk ve tek Asansör Güvenlik Ekipmanları Test ve Geliştirme Merkezi’ni, hem sektör hem de firmalar açısından nasıl değerlendiriyorsunuz
Asansör Güvenlik Ekipmanları Test ve Geliştirme Merkezi, fikrin ortaya çıktığı günden bu yana bilgim dâhilinde ve yakından takip ettiğim bir konudur. Bunun son derece doğru bir adım olduğunu düşünüyorum.
Asansör komponentlerinin test edilmesi, güvenliğinin ve uygunluğunun araştırılarak belgelendirilmesi ve sürekli denetlenmesi büyük önem taşımaktadır. Her yeni başlangıcın kendine özgü zorlukları olduğu gibi, bu test merkezi de daha önce Türkiye’de bulunmayan bir yapının hayata geçirilmesiyle oluşturuldu. Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nın bu girişimiyle kurulan merkez, başlangıçtan bugüne önemli bir mesafe katetti.
Biz de fikir, tecrübe ve gerektiğinde malzeme tedariki anlamında merkeze destek verdik ve vermeye devam ediyoruz. Test merkezinin, asansör sektörünün çok gelişmiş olduğu Japonya ve Çin gibi ülkelerdeki benzer merkezlerle aynı seviyeye ulaşmasını arzu ediyorum.
Mesleki başarıyı teşvik etmek için nasıl bir model önerirsiniz?
Mesleğinde gelişmek isteyen, gelişen ve belirli bir seviyeye ulaşmış kişilere yeni bir bakış açısı kazandırmanın doğru olacağını düşünüyorum. Bu insanların tanınması, tanıtılması ve yaptıkları işin tescillenmesi gerektiğine inanıyorum.
Mesleğinde gerçekten belli bir seviyeye ulaşmış, değer üretmiş, teknik yetkinlik kazanmış ve bunu profesyonel şekilde uygulayabilen kişileri bireysel olarak tespit edelim, tescil edelim ve tanıyalım. Onlara bir unvan verelim. Devlet sanatçısı, devlet sporcusu, devlet bürokratı gibi kavramlar var. Benim önerim ise bu kişiler için “devlet zanaatkârı” ifadesinin kullanılmasıdır. İnsan, “Devlet beni gördü” ya da “mesleğimde iyi olduğumu fark ettiler.” diyebilmeli.
Bunu çevresine bu şekilde anlatabilmeli ve sosyal medyada da bu kimlikle yer alabilmeli. Böyle bir yaklaşımın gençlerimize farklı bir bakış açısı kazandıracağını düşünüyorum.
