Londra’da sıradan bir market alışverişi yaparken sepetime koyduğum meyveler bana çok önemli bir gerçeği yeniden hatırlattı. Sepetteki ürünlerin her biri farklı bir ülkeden geliyordu: Şili’den kiraz, Güney Afrika’dan üzüm, Fransa’dan elma, Fas’tan yaban mersini ve mandalina, Kosta Rika’dan muz, Brezilya’dan mango, Yunanistan’dan kivi…
Ve hepsi, binlerce kilometre yol kat etmiş olmalarına rağmen raflarda kusursuz bir kaliteyle yer alıyordu.
Bu bize şunu açıkça gösteriyor:
Yaş meyve-sebze ticareti, bir tarım faaliyeti olmaktan çok daha fazlasıdır. Bu işin özü tedarik zinciri yönetimidir.
Bugün birçok üretici ve yatırımcıdan şu soruyu alıyorum: “Ürünümüz var, Avrupa’ya nasıl ihraç ederiz?”
Cevap aslında oldukça net ama bir o kadar da zordur:
Sadece ürün üretmek yetmez.
Avrupa pazarı sizden şunları bekler:
- Standartlara uygun üretim (GlobalGAP, kalıntı kontrolü)
- Hasat sonrası doğru yönetim ve sınıflandırma
- Kesintisiz çalışan bir soğuk zincir
- Ürünü koruyan ve raf ömrünü uzatan ambalaj
- Şeffaf ve eksiksiz etiketleme
- Güvenilir ve zamanında lojistik
- En önemlisi: sürdürülebilir ve kesintisiz tedarik
Londra’daki bir tüketici, yılın her günü aynı kaliteyi bulmayı bekliyor. Bu beklentiye cevap verebilen ülkeler ve firmalar küresel pazarda yer buluyor. Bu çerçevede tüketici boyutunu da dengeli bir perspektifle ele almak gerekir. Türk tüketicisinin kaliteli, güvenli ve çeşitli gıda ürünlerine makul fiyatlarla erişimi önemli bir hedeftir. Bu hedefe ulaşabilmek için ithalat politikalarının, yerli üretimi desteklerken aynı zamanda arz sürekliliğini de gözeten bir denge içinde kurgulanması önem taşır. Özellikle yurt içinde üretimi sınırlı olan veya belirli dönemlerde arz açığı yaşanan ürünlerde ithalatın düzenleyici bir araç olarak kullanılması, piyasanın sağlıklı işlemesine katkı sağlar. Bu denge doğru kurulmadığında ise hem tüketici refahı hem de piyasa rekabeti olumsuz etkilenebilir.
Unutulmaması gereken kritik nokta şu: Bu sistemde rekabet, “kim daha iyi ürün yetiştiriyor” üzerinden değil, “kim daha iyi sistem kuruyor” üzerinden gerçekleşiyor.
Türkiye’nin üretim gücü çok yüksek. Ancak bu gücü gerçek bir ihracat başarısına dönüştürmek için artık odağımızı tarımdan tedarik zincirine kaydırmak zorundayız. Çünkü günün sonunda kazananlar, ürünü yetiştirenler değil, onu doğru şekilde dünyaya ulaştırabilenler olacaktır.
Kısacası; üreten değil, yöneten kazanır.